Mimarlar Odasını Değişime Zorlayan Etmenler

Öncü Başoğlan Avşar

Yazarın şu ana kadar yazılmış 1 makalesi bulunuyor.

942 adet kayıtlı üyesi bulunan Muğla Mimarlar Odası’nın son yapılan 44.  genel kuruluna katılım 70 kişi kadardı. %10’un altında olan bu oranın diğer Anadolu şubelerinde de pek farklı olmadığını duyuyoruz. Katılımın düşüklüğü biryana, alışık olduğumuz genel kurul heyecanı, ateşli konuşmalar, yeni oluşacak yönetim kurulu adayları arasındaki rekabet vb. gibi sürükleyici ve birleştirici ortaklıklar neredeyse hiç yoktu. Yerine getirilmesi gereken bir vazife birkaç mimar arkadaşın çabasıyla gerçekleştiriliyor gibiydi. Mesleğe yeni başladığım yıllardaki genel kurul heyecanı, bitmek bilmeyen konuşmalar, tatlı sataşmalar yerini derin bir sessizliğe, yalnızlığa ve umutsuzluğa bırakmıştı. Rekabet edeceğimiz başka adaylar olmamasına rağmen, yönetim kuruluna aday ekip olarak mimarlar odasına bakışımızı ve eleştirilerimizi kaleme alan kısa bir çağrı metni göndermiştik arkadaşlara. “Yok oluyoruz” diyerek dikkat çekmek istemiştik. Çağrı metnine cevaben gelen bir ileti, durumu tüm çıplaklığı ile özetliyordu: “Yok olmanızı önce ben istiyorum…”.

Günümüzde ülkemize hâkim siyasi iradenin meslek örgütlerine karşı sürdürmekte olduğu sindirme politikası tartışmasız olarak ortadadır. Bununla birlikte rant, düzensizlik ve hukuksuzluklara teslim edilmeye çalışılan mimarlık ortamı da ayrıca umutsuzluk üreten konulardır. Mimarlar Odası genel merkez yönetimi bu ve benzeri toplumsal konularda kamu yararına pek çok haklı mücadele vermektedir; fakat bu özverili çalışmalarına rağmen oda giderek yalnızlaşmaktadır. Neden odanın içinde bulunduğu sıkıntılı duruma karşı üyelerin büyük çoğunluğu sessiz kalmayı tercih etmektedir? Neden şube genel kurullarına, üye toplantılarına katılım azalmakta, üyeler odadan uzaklaşmaktadır? Elbette ki günümüzde meslek örgütleri modern çağın her geçen gün artan yalnızlaştırıcı ve bireyselleştirici baskılarından etkilenmektedir; fakat yine de yaşamakta olduğumuz sıkıntıların sebebini kendimizde, oda örgütü içinde de aramalı, sağlıklı özeleştiri verebilmeliyiz. Bu yazının amacı Anadolu’daki mimarlar odası şubelerinin yaşadığı sıkıntıları, Muğla ve Denizli şubeleri özelinde gözlemleyerek ortaya koymak, değişen üye yapısı ve mimarlık ortamını analiz ederek odanın işleyişi hakkında yapıcı öneriler geliştirmektir.

Muğla ve Denizli gibi şubelerin üye çoğunluğunu mimarlık ve/veya tasarım ofisi sahibi serbest mimarlık hizmeti veren mimarlar oluşturmaktadır. Bu üyelerin çoğunluğunun oda ile kurduğu ilişki yakın zamana kadar temel olarak “mimari proje mesleki denetimi” zorunluluğu üzerinden olmuştur. Bir başka anlatımla, üye odaya genellikle projelerine mesleki denetim ve/veya büro tescili yaptırmak vb. gibi gereklilikler için gitmiştir. Bu gerekliliklerin zaman içerisinde üye isteklerinin ve/veya tercihlerinin önüne geçmesi,  odayı değişmez, katı bir mevzuatı üyeye rağmen uygulayan herhangi bir kamu kurumu seviyesine indirmiş ve oda-üye ilişkisi sevimsiz bir maddi bir zemine kaymıştır.   Denetim bedellerinin yüksek olması üyeler tarafından sürekli dile getirilmesine rağmen, bu eleştiriler yeterince dikkate alınmamış, bugün yapılan düzenlemeler konusunda geç kalınmış, üye odayı kendisine rağmen var olan bir kurum olarak algılamaya başlamış; dolayısıyla odanın sürekliliği açısından varolması gerekli olan temel aidiyet duygusu büyük oranda zarar görmüştür. Bununla birlikte üye-oda ilişkisinin zorunluluklar üzerinden kuruluyor olması üye yapısındaki değişimi de gölgelemiş, mesleğe yeni başlayan mimarların meslek, oda vb. bakış açıları, beklentileri ve aidiyet biçimleri odanın gündemine gelememiştir. Odanın kuruluş yıllarında zorlu mücadeleler vermiş, mimarlık mesleği adına tartışmasız birçok hak elde etmiş bugünün orta yaş ve yaşlı kuşağı mesleğe yeni başlamış genç kuşağı anlamakta geç kalmıştır.  İşte 2013 yılında mesleki denetim zorunluluğun hükümet tarafından ortadan kaldırılmasıyla aslında zaten sorunlu hale gelmiş olan oda-üye ilişkisinin aksayan tüm yanları birden, tüm çıplaklığı ile görünür hale gelmiştir.

Günümüzde özellikle Anadolu şubelerinde yoğun olarak yaşanmakta olan sıkıntı her ne kadar mesleki denetiminin zorunlu olmaktan çıkmasıyla başlayan maddi ve ilişkili diğer sıkıntılar olarak görünse de, sorunların temelinde sorgulamakta geç kaldığımız üye yapısı ve mimarlık hizmetlerindeki değişimler yatmaktadır. Mimarlar Odası 1954 yılında kurulmuştur. 1980 yılına kadar çalışmalarını sadece üç büyük ilde gösteren oda, daha sonraki yıllarda Anadolu kentlerinde örgütlenmiştir. Odanın kurulum ve gelişim sürecinde mücadele veren mimarların bir kısmı bugün çalışma hayatından çekilmiş, diğer kısmı ise 45-65 yaş aralığında bulunan mimarlardır. Odanın günümüzdeki işleyiş biçimi ve yapısı esasta bu kuşak mimarların belirlemiş olduğu kurallar üzerinden yürümektedir. Bu kurallar, yapı ve biçim ait olduğu yılların sosyo-kültürel, siyasi ve ekonomik yapısının sonucu ya da yansımasıdır.  Oysa odaya her geçen gün yeni, bilgi-iletişim çağında doğup büyüyen, genç mimarlar dahil olmaktadır. İçinde bulunduğumuz koşullar, etik değerler, kültürel ve siyasi algı, insanların bir kuruma besledikleri aidiyet duyguları büyük bir hızla değişip dönüşmektedir. Mimarlar odası yönetimlerinin bu değişimi görmesi, çözümlemesi, içselleştirmesi ve buna göre politikalar geliştirmesi odanın gelecek kuşaklara işleyen bir kurum olarak iletilmesi bakımından çok önemlidir.

Mimarlar Odasının 44. Dönem Çalışma Raporunda doğum yıllarına göre üye dağılımı aşağıdaki gibi yer almaktadır: 1928 ve öncesi: % , 1929-1938 aralığı %2, 1939-1948 aralığı %7, 1949-1958 aralığı %16, 1959-1968 aralığı %14, 1969-1978 aralığı %21, 1979-1988 aralığı %27, 1989-1998 aralığı %12.  1948 yılında doğan bir mimarın yaşam ve meslek algısı elbette 1988 yılında doğan mimarınkinden farklı olacaktır. Bu durumda odanın işleyişi, üyenin aidiyet duygusu gibi pek çok olgunun kuşaklar arası farklar üzerinden sorgulanması gerekmektedir. Birbirine yakın yıllarda doğmuş olup aynı çağın koşullarını, dolayısıyla birbirine benzer sıkıntıları, yazgıları yaşamış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişiler topluluğu “kuşak” ya da “jenerasyon” olarak adlandırılmaktadır (www.tdkterim.gov.tr, 2016). Tarih felsefesi ve kültür tarihi sözlüğünde ise, yeni bir anlayışta yeni bir yaşama duygusunda, yeni biçimlerde birleşen, eskiden belirgin çizgilerle ayrılan kişilerin topluluğu olarak tanımlamaktadır. Kuşaklar, üyelerinin tutum ve davranışlarını belirlemekte, aynı kuşak üyelerinin benzer olaylara verdikleri tepkiler benzer olmaktadır. Aynı doğum yıllarını paylaşan bireyler birbirlerini aynı grubun üyesi olarak tanımlarken diğerlerini farklı olarak tanılamaktadır (Kuyucu, 2014). Yetişme tarzları ve içinde bulundukları ortam değişiklikleri nedeniyle kuşaklar arasında gerek karakter, gerek çalışma yöntemleri ve gerekse işlerinden beklentilerinde önemli farklılıklar gözlenmektedir (Keleş, 2011).

Kuşaklar ile ilgili yapılan çalışmalarda 5 farklı kuşaktan söz edilmektedir:

  • Sessiz Kuşak: ( 1946 öncesi doğanlar)
  • Bebek Patlaması Kuşağı: (Baby Boomers; 1946 – 1964 arası doğanlar),
  • X Kuşağı: (1965 – 1980 arası doğanlar),
  • Y kuşağı (1980 – 2000 arasında doğanlar),
  • Z Kuşağı (2000 yılı ve sonrasında doğanlar) (Aydın, Başol, 2014).

Günümüzde çalışma hayatında Bebek patlaması, X ve Y kuşakları olmak üzere 3 kuşak birlikte yer almaktadır. Bu kuşakların öne çıkan ortak özellikleri aşağıdaki gibi özetlenmektedir.

Bebek Patlaması Kuşağı: II. Dünya Savaşı’ndan 1964 yılına kadar doğanları kapsayan bu kuşak üyeleri toplumu yeniden şekillendiren kuşak olarak tanımlanmaktadır. Dünyanın insan hakları hareketlerinin, radyonun altın çağının, Türkiye’nin ise ihtilal ve çok partili dönem sancılarının yaşandığı yıllarda doğan kişilerin oluşturduğu kuşak olarak bilinmektedir. Sadakat duyguları yüksek, kanaatkâr ve aynı zamanda bir yerde uzun süre çalışabilen bir yapıya sahiptirler. Teknolojinin kimine yakın kimine göre ise uzak olduğu söylenebilir (Adıgüzel, Batur, Ekşili, 2014). ERC 2011 Raporu’na göre bu jenerasyon, çalışkan, idealist, kararlarında uyumlu bir yapıya sahiptir. Zor işe ve uzun saatler çalışmanın önemine inanan bu kuşak üyeleri uzun dönemli istihdam anlayışıyla çalışmaktadırlar. Kendi kendilerini motive edebilen ve takdir edilmekten hoşlanmayan bir yapıya sahip oldukları söylenebilir.  Türkiye’de II. Dünya savaşı sırasında ya da hemen sonrasında doğan bu kuşak, soğuk savaş kuşağı olarak da bilinmektedir. TBMM’nin çoğunluğu bu kuşaktan oluşmakla birlikte şu an Türkiye nüfusunun %19’luk bir kısmını oluşturmaktadır  (Adıgüzel, Batur, Ekşili, 2014,171-172).

X kuşağı: 1965-980 yılları arasında doğan, çoğunluğu sessiz kuşakların çocukları olan bu kuşak baby boomerlardan farklı olarak daha kanaâtkar ve daha gerçekçi bir kuşak olarak tanımlanmaktadır (Akdemir, 2013). X kuşağı bireyleri, teknoloji ve bilgi ile barışık, girişimci, amaç odaklı ve bağımsızdırlar.  İş yaşamında sadık, kanaat duyguları yüksek ve aynı işte uzun yıllar çalışmış olmaları ortak özellikleridir. Daha iyi kariyer imkânları ararlar, teknolojik devrime denk geldiklerinden zorunlu olarak teknoloji kullanmaya başlamışlardır. Toplumsal sorunlara karşı duyarlı, iş motivasyonları yüksek ve otoriteye saygılıdırlar (Aydın, Başol, 2014). Türkiye’nin %22’sini oluşturan bu kuşak uzmanlar tarafından çalışkan, realist, kanaatkâr ve rekabetçi olarak tanımlanmaktadır. Bu kuşağın yetiştiği dönem petrol krizleri ve ekonomik sarsıntılarla geçmiştir. ‘68 kuşağı’ gelişmelerinin de yaşandığı bu dönemde Türkiye’de üniversite olayları ve sağ-sol çatışması artarken, televizyon da değerli bir iletişim aracı haline gelmeye başlamıştır (Adıgüzel, Batur, Ekşili, 2014,173).

Y kuşağı: 1980 ile 2000 arasında doğanların oluşturduğu bu nesil “internet kuşağı”, “Echo-Boomers”, “Millenial” ve “Nexters” olarak da anılmaktadır. Birçok araştırmacı Y kuşağının sosyal ve iş hayatında yeni bir dönüşüm dalgası yarattığını iddia etmektedir (Aydın, Başol, 2014). Dijital medyanın cazibesiyle büyüyen ilk kuşak olma özelliğine sahip Y kuşağı üyelerinin üçte ikisi, beş yaşından önce bilgisayarla tanışmıştır. Arkadaşlarına, ailelerine, bilgilere ve eğlenceye günün her anı ulaşabilen bu kişiler, küresel ekonomik krizden diğer kuşaklara oranla daha kötü etkilenmelerine rağmen iyimserliklerini korumuşlardır. İlgi odağı olmaya alışık olmalarının yanında beklentilerini yüksek tutan kuşak üyeleri hedeflerini de net olarak tanımlamaktadırlar. Diğer kuşaklara göre en yaşlı ebeveynlere sahip olan bu bireyler çekirdek aile içerisinde yetişmişlerdir. Dörtte birinin ebeveynleri en az üniversite eğitimi almışken, üçte biri boşanmış anne ve babaya sahiptir. Yüksek adaptasyon gücüne sahip ve çoklu görev yapabilmektedirler. Bunun yanında yaptıkları işlerden çok kolay sıkılabilen bir yapıları bulunmaktadır. Bu kuşaktakiler ileri düzey düşünebilme ve hızlı bir bilgi edinme sürecine sahiptirler. Değişimi kucaklamak için isteğe ve sürekli yeni yaklaşımlar içinde geleceğe meydan okuyabilme kapasitesine sahiptirler. Ayrıca bu kuşaktakiler yüksek hayat standartlarına sahip olmakla birlikte takım çalışmalarında da ön plana çıkmaktadırlar. Bu kuşakta yer alan kişiler akıllı, özgürlüklerine düşkün, teknoloji tutkunu ve teknoloji kullanımını iyi bilen bir kuşak olarak tanımlanmaktadırlar. Günlerinin yaklaşık onbeş saati medya ve iletişim teknolojileri ile etkileşim halinde geçen bu kuşak için hayatlarını rahat yaşamak çok önemlidir. Bu kuşak için teknoloji hayatlarındaki pek çok şeyin simgesi durumunda olup, Y kuşağının X kuşağına göre en üstün olduğu konulardan birisidir. Türkiye’de özgürlüğüne düşkün, kolay adapte olabilen, çabuk vazgeçen, iyi eğitimli, otoriteye meydan okuyan, teknoloji hayranı olan gençlerden oluşan bu nesil; sahip oldukları imkânlar sayesinde küreselleşmenin etkilerinin en iyi şekilde hissedildiği, ekonomi ve kültürlerarası etkileşimin arttığı bir dönemde yaşamaktadır. Türkiye’de yaşayan yaklaşık 76 milyon kişinin %35’i Y kuşağı üyesidir (Adıgüzel, Batur, Ekşili, 2014, 173-174)

Y kuşağı üyeleri, seçtikleri uğraşlarda başarılı olmalarına yardım etmek için onları yakından izleyen ve destekleyen ebeveynler ve öğretmenler ile büyümüş olduklarından kariyer kararları verirken de ebeveynlerine danışmaya veya güvendikleri daha deneyimli, bilgili rol modellerin tavsiyelerine ihtiyaç duymaktadırlar. Y kuşağı için günlük işlerinin dünyada olumlu bir değişime katkı sağladığını görmeleri oldukça önemlidir. Yenilikçi fikirler üretmeleri için teşvik edilmeleri, işleyişe sağladıkları katkıların takdir edilmesi, çalışma yaşamında Y kuşağı için bir gereksinim olarak ortaya çıkmaktadır. Diğer yandan bu kuşak üyeleri, sorumluluk almak, esnek iş ortamı, saygınlık unsurlarına düşkünlük, ekip çalışması, her şeyi geçici görmek, sürekli öğrenmek, iş yerinde eğlence ve tutku arayışı, beklentilerini anında gerçekleştirme eğilimi, iş ve özel yaşam arasında denge kurmak gibi özellikleri çalışma yaşamlarında aramaktadırlar (Aydın, Başol, 2014, 3).

Mimarlar odası üyeleri yukarıdaki ortak özellikleri özetlenen kuşaklara göre sınıflandırılırsa aşağıdaki oranlar elde edilmektedir:

  • Bebek Patlaması Kuşağı (1946-1964 arası doğanlar): %23
  • X kuşağı (1965-1980 arası doğanlar): %35
  • Y kuşağı (1980-2000 arası doğanlar): %39

Verimli ve etkin çalışma yaşı 65 olarak kabul edilirse bundan yaklaşık 10-15 yıl sonra mimarlar odasında X kuşağının da büyük oranda çalışma hayatından çekileceği, Y ve Z kuşaklarının etkin olacağı görülmektedir. Y kuşağının 2025 yılı itibariyle çalışan nüfusun % 75’ ini oluşturacağı ve 2018 yılında bir önceki nesilden daha fazla harcama gücüne sahip olacağı tahmin edilmektedir (Kuyucu, 2014). Tüm bu verilerden hareketle mimarlar odasının üreteceği politika ve stratejilerde üye sayısının yaklaşık %40’ını oluşturan Y kuşağı mimarlarının değer ve beklentilerini dikkate alması gerektiği açıktır.  Bu kuşak üyeleri mevcut oda yapısı içerisinde apolitik, toplumsal olaylara karşı duyarsız vb. gibi olumsuz değerler üzerinden eleştirilmektedir. Yukarıda yer verilen Y kuşağı ortak özellikleri önceki kuşaklar tarafından olumsuz olarak nitelenebilir; fakat bilindiği gibi bu kuşak 2 yıl önce Türkiye’de Gezi Hareketinin öncüsü olmuştur. Kendi değerleri, biçim ve kalıplarına uygun olduğu sürece toplumsal ve çevresel olaylara karşı duyarlı olabileceklerini göstermişler, muhalif duruşlarını barışçıl, eğlenceli ve mizahi biçimlerde ortaya koymuşlardır. Gezi hareketinin çeşitli biçimleri üzerinden Y kuşağını anlamak mümkündür.

Bu kuşak ile odanın mevcut politika, biçim ve işleyiş kalıpları uyumlu olmayabilir. Otoriteye meydan okuyan, teknoloji hayranı, mesleğinde eğlence ve tutku arayışı içinde olan bu kuşak mimarlarını sadece mesleki denetim, büro tescil vb. gereklilikler üzerinden odaya getirmenin mümkün olmadığı açıktır. Genç mimarların daha önceki kuşak mimarları gibi odaya aidiyet beslemeleri ya da aidiyet duygularını katı toplumsal kalıplar üzerinden geliştirmeleri beklenemez. Oda, bugünkü algısı ve işleyişinde olduğu gibi katı, somut bir gereklilik olmaktan çıkıp esnek, şeffaf ve dönüştürülebilir bir yapıya kavuşmalıdır. Elbette ki bir meslek örgütü olarak demokratik bir toplumdaki işlevi, kamu yararı adına yükleneceği sorumluluklar devam etmelidir; fakat işleyiş biçimi yeni kuşakların beklenti ve tercihlerine yer açabilmelidir.

Üye yapısında izlenen değişimlerin yanı sıra Anadolu kentlerinde serbest çalışan mimar sayısının her geçen gün artması ve buna karşılık yapı alanının aynı oranda genişlememesi odanın üzerinde çalışması gerekli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.  Odanın üye sayısı 2000-2014 yılları arasında %68 artmıştır. Ülkemizdeki mimarlık okullarının sayısı günümüzde 100’ü geçmiştir. Bu okulların düzenli olarak mezun vereceği düşünüldüğü zaman, yapı ve mimarlık alanında odanın yeni arayışlar içinde olması gerektiği açıktır. Niceliksel olarak bakıldığı zaman yapı alanında daha fazla mimarın olması daha fazla çevre ögesinin tasarıma konu olması anlamına gelebilir. Bir başka anlatımla, artık yapılı çevrenin hemen her ögesinin mimarlar tarafından tasarlanıyor olması, dolayısıyla daha yaşanabilir çevreye sahip olmamız beklenir. Oysa niceliksel bu artış henüz nitelikli bir çevre elde etmemiz için bir araç haline gelememiştir. Mimarlık okullarında verilen eğitimin kalitesi ve yeterliliğini başka bir tartışmanın konusu olarak dışarıda bırakacak olursak, imar kanununda, ilgili yönetmelik ve mevzuatlarda yer alan tasarım, resmi izne, teknik kontrol ve izlemeye tabi yapılı çevre ögelerinin arttırılması gereklidir.  Örneğin güncel olarak enerji tasarrufu amacıyla yapılar hızla mantolanmaktadır. Sokak silüetlerini önemli oranda etkileyen bu yapı eyleminde birçok mimari detay bulunsa da resmi olarak mimar sürece dâhil edilmemiştir. Benzer biçimde bakım ve onarımdan geçirilen birçok yapı ne ilgili kurumlar ne de proje müellifleri tarafından izlenememektedir. Mimar sadece yeni yapılaşma alanında inşaat öncesi tasarım sürecinde ve kısmen inşaat sürecinde yer almaktadır. Oysa yapıların da yaşam süreçleri ve bu süreçte geçirdikleri pekçok değişimler vardır. Mimarlar odası yönetimleri günümüzde hızla değişmekte olan yerel ve ulusal inşaat ve mimarlık ortamlarını bu bağlamda analiz etmeli ve mimarın hizmet alanını genişletip çeşitlendirmelidir.

Bu yazıda Mimarlar Odası Anadolu şubelerinin güncel olarak yaşamakta olduğu sıkıntılara işaret edilmiş, özellikle üye yapısında görülen değişimler vurgulanmış ve Y kuşağı mimarlarının yaşam ve meslek değerlerinin oda politikalarında dikkate alınması gerekliliği öne çıkarılmıştır. Mimarlar Odasının işleyen, etkin ve verimli bir kurum olarak gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için bu kuşakların odanın mevcut yapısı içerisinde kendine yer bulabilmesi gerekmektedir. Bilimsel çalışmalardaki ortak kanı, kuşakların birbirlerine yer açarak, yeni kuşakların bir önceki kuşakların deneyimlerinden faydalanarak çalışması gerektiği yönündedir. Zorlu toplumsal süreçlerden geçerek bugüne gelmiş Mimarlar Odası örgütünün yaşanan değişim ve dönüşümü hızla analiz ederek içselleştireceği, kısa zamanda eleştirel ve ortak bir akıl- dil geliştireceği düşüncesindeyiz.

 

KAYNAKLAR

Adıgüzel, O., Batur, H.Z., Ekşili, N., (2014) “Kuşakların Değişen Yüzü ve Y Kuşağı ile Ortaya Çıkan Yeni Çalışma Tarzı: Mobil Yakalılar”, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,sayı:19, ss: 165-182

Aydın, Ç.G., Başol, O. (2014) “X ve Y Kuşağı: Çalışmanın Anlamında Bir Değişme Var mı?”, Electronic Journal of Vocational Colleges, sayı: Aralık 2014, ss-1-15

Akdemir, A. (2013) “Y Kuşağının Kariyer Algısı, Kariyer Değişimi ve Liderlik Tarzı Beklentilerinin Araştırılması” Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi, Cilt:2 / Sayı:2 ss: 11-42

Keleş, N.H. (2011) “Y Kuşağı Çalışanlarının Motivasyon Profillerinin Belirlenmesine Yönelik bir Araştırma” Organizasyon ve Yönetim Bilimleri Dergisi, sayı:2 cilt: 3 ss: 129-139

Kuyucu, M. (2014)  “Y kuşağı ve Facebook: Y Kuşağının Facebook Kullanım Alışkanlıkları Üzerine bir İnceleme” Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, sayı:49 cilt: 13, ss: 55-83

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ